Advert

Ellerinizden Öpüyorum Melik Turan Öğretmenim…

Dokuz yaşındayım, ilkokul üçüncü sınıfa gidiyorum.

İlkokula başladığımda tek kelime Türkçe bilmiyordum.

Yaşıyorsa Allah uzun ömürler versin, vefat etmişse Allah rahmet etsin Saim öğretmenimiz vardı.

O bize önce Türkçe konuşmasını öğretti, bunun için gece gündüz mücadele etti.

Bütün bunları yaparken disiplin mekanizmasını işletti, şimdikiler ona şiddet diyorlar.

Üçüncü sınıfa geldiğimizde öğretmenimiz değişmiş, yeni bir öğretmen, daha genç, daha konuşkan… Herkes tavrını merak ediyordu.

Bize nasıl davranacak derken o da kendi mekanizmasını işletmeye başlamıştı; ödül ve sevgi mekanizması…

İlk önceleri şımardık. Sonra köy yerinde babalarımıza aldıramadığımız defter kalemi bizler başardıkça o bize alıyordu. Bu durum şımarıklığımızı aldı, daha fazlasını başarmak, ödülü kapmak için ders çalışmaya adeta mecbur etti.

Biz ona MELİK ÖĞRETMENİMİZ diyorduk.

Onun sevgiyle yaklaşımı, ödüllendirmesi bizde acayip duygular uyandırıyordu.

Hepimiz aslında önemli kişiler olduğumuzu ama ailelerimizin bunun farkında olmadıkları hissine kapılmıştık.

Melik öğretmen bizi eğitmek ve bize öğretmek dışında çok başka bir şey yapıyordu; yarınlarımıza ışık tutuyor, “sizler zeki çocuklarsınız, gelecekte çok güzel yerlerde olabilirsiniz, ben sizde bu ışığı görüyorum.” Diyordu ve biz de başlıyorduk  hayaller kurmaya...

 Sene sonunda karneler dağıtılınca, tek dersi orta olan öğrenci ağlamaya başlamıştı. Oysa önceleri karne alan öğrencilere şu soru sorulurdu; “kaç tane koyunun var?”

Koyun zayıf anlamındaydı. Aslında bunu söylerken “senden ancak koyun çobanı olur” derlerdi. Dördüncü sınıfa geçtiğimizde birleştirilmiş sınıflarda okuduk.

Melik Öğretmenimiz okulun bahçesini düzenledi, futbol maçları oynatmaya başladı.

Sonra başka köylerdeki okullarla bilgi yarışmaları düzenledi, biz gittik, onlar geldiler…

Yeni arkadaşlıklar kurmuştuk.

En önemlisi yarın ortaokula gittiğimizde, şehirde kimseye yük olmamak için bizleri yatılı okul sınavlarına hazırlamaya başladı.

Aslında bütün bunları yazmakta ki amacım Melik Öğretmenimizin ne kadar başarılı olduğunu ifade etmek değil, nitekim o benim haddime de değil.

Onun bu şehirde yetiştirdiği ve şimdi çok önemli yerlerde olan yüzlerce öğrencisi var.

Bugün yeni bir okul sezonuna giriyoruz ve Melik öğretmenim halen insan yetiştirmeye Cumhuriyet İlkokulunda devam ediyor.

Ben buradan genç öğretmen kardeşlerime ve öğrenci kardeşlerime sesleniyorum;

Sevgili öğretmenler, sizlerde birer Melik TURAN olmaya aday olun ve inanın ki “bundan birşey olmaz.” dediğiniz öğrencileriniz belki de bu millete faydalı olacak çok değerli insanlar olacaklardır.

Ve siz sevgili öğrenciler, yarınlarınız için mutlaka Melik TURAN öğretmenlerinizi arayın ve bulduğunuzda onların eteklerine mutlaka yapışın ve tünelin sonunu değil, tünelleri nasıl aşacağınızı görürsünüz.

 Ben Melik TURAN Öğretmenime buradan sesimi duyurmaya çalışıyorum; öğretmenim ben Musa Apuhan olarak sizi birgün dahi unutmadım. Hayatımda hep en önemli insan olarak kaldınız.

Ve hala sizlerle görüşüyor olmak beni fazlasıyla onure ediyor ama artık bize de elinizi öptürün, inanın ki bu bizi yüceltir…

Yeni Eğitim-Öğretim yılının bütün ülkeye, millete, idarecilerimize, öğretmenlerimize, öğrencilerimize ve velilerimize hayır, huzur, sabır, fayda, birlik, beraberlik, kardeşlik ve zihin açıklığı getirmesini diliyor, bütün öğretmenlerimize saygılarımı, öğrenci kardeşlerime sevgilerimi iletiyor, başarılı bir yıl geçirmenizi diliyorum.

 

Ellerinizden öpüyorum Melik TURAN Öğretmenim…

foto
Yazar: Musa APUHAN
YORUM YAPIN(üye olmadan da yorum yapabilirsiniz)
Yorumla
İptal