Pratik Eksikliğimiz Var

Günümüzde en çok sitem edilen konulara baktığımızda bunlardan birinin davranış Konusunu olduğunu söyleyebiliriz. Neden arkadaşlarım böyle davranıyor? Neden bu öğrenciler davranışlarına dikkat etmiyor? gibi sitemler...

Bu konuyu derinlemesine incelediğimizde çözümün asli kaynaklarla çözülebileceğini ya da asli kaynakları referans alan insanların pratikleriyle çözebileceğini düşünüyorum. Konuyu tarihsel gelişim içinde ele aldığımızda bugünün sorunlarının dün de yaşandığını, bin dört yüz yıl önce de yaşandığını söylemek mümkün. On dört asır geriye gittiğimizde Efendimiz(a.s) İnsanların davranışlarını irdelemekten çok çözümler bulup sağlıksız davranışlara sağlıklı çözümler üreterek insanların aynı zamanda mutluluklarını sağlamıştır.

 

Nasıl?

 Efendimiz(a.s) insanların karakterlerini iyi analiz ederek kendi tamamlayıcı özelliğini yansıtarak sorunları çok rahat çözmüştür. Hadisler bağlamında örnekleyelim: ‘'Bir gün bir adam Efendimiz 'in yanına gelerek şunu sordu.''  Bu tür örneklere baktığımızda genelde Efendimize sorular sorulur. Sonrasında Efendimiz(a.s) sorulara en güzel şekilde cevap verirdi. Soruların içeriğine baktığımızda çoğu zaman içerik aynıydı. “Ey Allah'ın Resulü ibadetlerin en hayırlısı hangisidir?” Cevaplar çoğu zaman farklı olmuştur. Kimine ebeveynlere hizmet etmeyi, kimine öfkelenmemeyi, kimine insanlara faydalı olmayı, kimine namazlara dikkat etmeyi izah etmiştir. Efendimiz bu yönüyle En iyi psikolog en iyi sosyolog en iyi öğretmen vb. ne dersek diyelim kelimeler kifayetsiz kalır.

 

       Efendimiz bireysel tarzdaki sorulara bu yaklaşımı gösterirken sosyolojisi de böyleydi. Örneğin; toplum içinde ‘'Ben ondanım O da bendendir'', ‘'Ben ilmin şehriyim, Ali kapısıdır. 'Bu sosyoloji karşında sahabeler: ''Anam babam sana feda olsun ya Resulullah.''diye karşılık vermişlerdir.

 

       Öğretiler pratikleşince,  karşılık bulunca, her şey güzelleşiyor. Hatırlayalım: Allah'ın aslanı Hz. Ali efendimiz savaşta bir yiğidi alt etti. Hemen kılıcını çekti. Onu öldürmek istedi. Ancak o yiğit Hz. Ali'nin mübarek yüzüne tükürdü. O anda Hz. Ali kılıcını yere attı, o düşmanı öldürmekten vazgeçti. Bu duruma, bu beklenmedik acımaya şaşırıp kalan düşman dedi ki: Ey Ali! Bana keskin kılıcını çekmiştin, beni öldürecektin, sonra neden kılıcı yere attın, kahredeceğin yerde gösterdiğin bu merhamet nedir, neden beni öldürmekten vazgeçtin? 

 

Hz. Ali buyurdu ki: Ben kılıcı Allah rızası için vururum. Ben Allah'ın aslanıyım, nefsimin değil. Hiddet, öfke padişahlara padişahtır. Fakat bizim kölemizdir. Ben öfkenin ağzına gem vurdum. Savaşırken yüzüme tükürdüğün için kendi nefsim için öfkeye kapılırım diye kılıcımı gizledim, seni serbest bıraktım. Çünkü sen yüzüme tükürünce nefsime ağır geldi. Benim huyum değişti. Yapacağım savaşın yarısı Allah rızası için, yarısı da öfkelendiğim ve senden intikam almak için olacaktı. Hâlbuki Allah'a ait işlerde ortaklık uygun değildir.” Hz. Ali'nin düşmanı bu sözler, bu büyük asalet ve bu ince anlayış karşısında iman etti ve Müslümanların safına katıldı. Hatta o yiğidin yakınlarından elli kadar kişi, bu olay üzerine iman edip Müslüman oldu.

 

 Hz. Ali’nin pratiğini derinlemesine düşünürsek başkasını irdelemekten çok kendi nefsimizin irdelenmesi gerektiği kanaatine varacağımızı söyleyebiliriz.

 

Selam ve dua ile...

foto
Yazar: Hasan YILMAZ
YORUM YAPIN(üye olmadan da yorum yapabilirsiniz)
Yorumla
İptal