Advert

Demokrasi (4)

 

 

Türkiye’de ki mevcut siyasi partilerin genelinin, kapitalist bir siyaset güttüklerini, batılı toplumların batıl ve sapkın fikirlerini ve ideolojilerini, Müslüman ve muhafazakar toplumumuza pazarlamaya çalıştıklarını önceki yazımızda ifade etmiştik.

Ülkenin 80 yıllık geçmişine dönüp baktığımızda, batıya olan hayranlığımız asla ve asla batının bilim ve teknolojik alanındaki gelişmeleri ile ilgili olmamıştır. Batıya hayranlığımız, günlük yaşam biçiminde olmuş ve onları taklit etmede geri kaldığımız her adım, bizde bir aşağılık kompleksine dönüşmüştür. Bu aşağılık kompleksi kendi değer yargılarımızı gericilik, batının değerlerini ise kurtarıcı bir değer olarak göstermeye başlamıştır. Batılı değerlerin insan hayatındaki önemi ve gelişmişlik düzeyi, direkt demokrasiye endekslenmiştir. Ancak 80 yıldır, uğruna bir çok değerimizden vazgeçtiğimiz, yegane kurtarıcı olarak gördüğümüz demokrasinin ne olduğunu, bu topluma hiçbir yönüyle doğru dürüst anlatılmadığını ve halkın büyük bir çoğunluğunun, aradan geçen 80 yıla rağmen, bunu halen anlayamadığını gayet açık ve net olarak görüyoruz.

Şimdi her Müslüman’ın kendine sorması gereken soru şu olmamalı mıydı? Demokrasi denilen şey, benim yaşam biçimimle uyumlumudur?

Demokrasinin bu güne kadar yapılan tariflerine bakıldığında, insan merkezli bir yönetim biçimi olduğu görülecektir. Dolayısıyla asla İslam merkezli değildir. Yani insanın kendini yönetme yetkisini, yine insanın kendisine vermiştir.

Oysa insanoğlu, varolduğu günden beri şunu hep yaşamıştır; dün doğru bulduğunu, onayladığını, bugün yanlış bulmuş ve reddetmiştir. O halde yaşayan ve yaşayacak olan, insanların hayatı ile ilgili son kararı verecek olan ve hayatı yanılgılarla dolu olan başka bir insan tarafından verilmesi, aklen doğru mudur? Veya insanı yoktan var eden yaratıcının, insanın yaşamıyla ve sosyal ilişkileri ile ilgili kararları vermesi ve kuralları koyması daha doğru değil midir?

İşte bizim (hamuru İslam ile yoğrulmuş toplumların) bir türlü batılının dayattığı sistemlerle uyum sağlamayışının temel nedeni budur. Tarihi boyunca, yaratıcının koyduğu kurallarla toplumlarını idare eden ülkeler, hem güçlü hem de etkin kalmışlardır. Ta ki batının kendi batıl ve sapkın ideolojilerini dayatana kadar. İnsan dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın o insandır. Ancak farklı bir coğrafyada ve sistemde yaşadığı için işlediği bir suçtan dolayı ona verilen ceza biçimi hep farklı oluyor. Mesela, tecavüz eden bir insana kaç çeşit farklı ceza uygulanmaktadır? Oysa yaratıcının koyduğu kurallar evrensel olduğu için dünyanın neresinde yaşıyorsanız yaşayın, o suçun cezası aynıdır ve fıtrata uygundur.

Bu haftaki yazımızın son cümlesi şöyle olsun; ebedi hayatımızda bize hiçbir katkısı olmayan beşeri sistemlere ve keyfi düşüncelere, yaratıcının koyduğu kuralları ve dini değerleri feda etmeyelim. Fıtratımıza ve değer yargılarımıza uymayan, batının batıl ve sapkın ideolojilerinden dolayı dini yaşam biçimi olarak benimsemiş insanımızı, kutuplara ayırıp, vahşi batıya yem etmeyelim.

 

 

 

foto
Yazar: Musa APUHAN
YORUM YAPIN(üye olmadan da yorum yapabilirsiniz)
Yorumla
İptal