Advert

Onlar Toprakta Dediler, Ben Gönlümde Aradım...

 

 

 Görüşmeyeli, dertleşmeyeli, ben senin ellerinden, sen beni alnımdan öpmeyeli ne kadar zaman oldu baba…

Ben yüreğimi sana açmayalı, sen bana teselli vermeyeli çok oldu mu baba?

Gurbet beni tuttuğundan beri, sen beni sarmayalı ne kadar oldu baba?

İçimde dağ gibi büyüyen hasretimin, arzularımın, acılarımın kokusunu bir gömleğe sürüp, sana gönderdiğim hiç oldu mu baba?

Geçmişe dönüp baktığımızda seni bende unutturan, beni sende vefasız kılan bir günümüz oldu mu baba?

Ben acılarımı, ben mutsuzluğumu ve yalnızlığımı yüreğime gömüp, sen üzülmeyesin diye ne zamandan beri ağlayıp, gözyaşlarımı içime akıttığımı biliyor musun baba?

Elbet bir gün dönerim tekrar, sen önce saçlarımı yana atıp alnımdan koklaya koklaya öpeceksin, ben ellerini sımsıkı tutup yüzüme süre süre öpeceğimi söylerken, "Allah can sağlığı versin, inşallah o günde gelir." derken, aslında bana hiç inanmamıştın değil mi baba…

 

Aslında sağında-solunda yaşıtların koca çınarlar gibi bir bir devrilirken, bir gün gideceğini sana hiç yakıştıramamıştım.

Bilseydim sana gelişimi erteler miydim baba…

Yaşadığım şehirde herşey senin anlattığın gibiydi.

Çileler, yalnızlıklar, ıstıraplar yığınlaydı, mutluluğun, sevincin başlangıcı ve sonu birdi baba…

 

Sana dönmeye karar verdiğimde yorulmuş ayaklarım kanatlandı, bütün yaşanmışlıkları ardımda bıraktım, sana geldim baba.

Beni bir sürü boynu bükük karşıladı, "hoş geldin baba ocağına"

Oysa ben sana gelmiştim bana, senin ocağın kaldı dediler baba…

Oysa hayalini kurmuştum, sana dönecektim, hasretle, özlemle sana sarılacak, seni koklayacaktım.

Bana ocağı gösterdiler.

Ben şimdi senin toprağını kokluyorum ve senin mezar taşını öpüyorum baba…

 

Sensizlik harabeye çevirmiş haneyi.

Yokluğun karanlığa gömülen gece olmuş.

Bütün emek verdiklerine, bağrına bastıklarına, yemeyip yedirdiklerine, canından can kattıklarına, şimdi karanlıklarda kalanlara birde ben katıldım baba..

Şimdi tüttür diyorlar baba ocağını.

Gidişinle közler küle döndü, külü karıştırmakla tüter mi ocak?

Şimdi sensiz yüreğe har düştü, yürekler yanacak baba..

 

O toprağa, sen ocağa diyorlar...

Lal oluyorum.

Onlar bana toprağı gösterseler de, ben seni gönlümde arıyorum baba..

Gurbette seni özlüyordum.

Duvardaki yalnızlıklara seni anlatıyordum.

Şimdi senin ocağında duvarlar sensizliği ve beni nasıl özlediğini anlatıyorlar gurbetin çürüttüğü yüreğime baba..

 

Acıların yalnızlıkların kanattığı yaramı babam sarar derdim, şimdi sensiz geceler yaramı daha fazla kanatıyor baba…

Yokluğunu, boşluğunu anlatıyor komşuların, sevenlerin, sevdiklerin...

Bazen üzülerek, bazen gülerek bahsediyorlar senden.

Ben susuyorum, ölen ben, acısını yaşayan senmişsin gibi oluyorum, benim ki ölüm sessizliği baba..

 

En kötüsü nedir biliyor musun?

İnsanlar yüzüme tuhaf tuhaf bakıyorlar ama ben; "babasız kalan, ciğeri yanan benim, bana vefasızmışım gibi bakmayın öyle." diyemiyorum.

Ben gerçekten vefasız mıyım baba?

Duvarlara acılarımı anlatırken, bir gün bütün acıları yenerim, çünkü benim bir babam var, dağ gibi.

Sonra birden aklıma geldi, bir gün babasız kalırsam ne yaparım diye...

Dünyam duracak, kıyametim kopacak dedim.

Sonra sana gelirken bana ocağını gösterdiler ya, o an dünya dursun, kıyamet kopsun dedim, ama olmadı baba...

Özlüyorum seni.

Sen bir kez öldün, ben her gün ölüyorum baba...

 

Bir dostumun, babasını kaybettikten sonra yaşadığı duygularıydı.

Dostuma sabır, babasına merhamet diliyorum.

 

Sizin babanız hala hayatta ise, onunla her anı dolu dolu yaşayın...

foto
Yazar: Musa APUHAN
YORUM YAPIN(üye olmadan da yorum yapabilirsiniz)
Yorumla
İptal